Arslanköy Kültür ve Tanıtım Sitesi

 



  Anasayfa
  Tarihçe
  Mimari Yapı
  Sosyal ve Kültür
  Geçim Kaynakları
  Eğitim Şartları
  Gelenekler
  Ata Sözleri
  Resimler
  Uzaydan Arslanköy
  Yerleşim Yapısı
  Yerel Kelimeler
  Haberler
  Canlı Yayın
  Sohbet Odası
  Site Kadromuz
  Google Arslanköy
  Ziyaretçi Defteri

 


Arslanköy Kültür ve Tanıtım Sitesi
Tatilinizi Nerde Yapmak İsterdiniz??
Kesinlikle Arslanköy'de
Mecbur kaldığım için Arslanköy
5 Yıldızlı Otellerde
Arslanköy'ü hiç düşünmem
Hiç Farketmez

 
Arslanköy Linkler
 
 
DOLAR
ALIS

1.231 YTL

SATIS

1.2311 YTL

EURO
ALIS

1.8975 YTL

SATIS

1.9067 YTL

 


17
Mayıs
2008
17.05.2008

  Yapımcı
    Fevzi ÖZDEMİR
 
  Web Bakım&Destek
    Rüşdiye FREEDMAN
 
  Haber Sorumlusu
    Ali YILDIZ
 
  Sponsor
  
 


Eskiyle yenin birarada yasanabil

BU ELBİSE BİZE YAKIŞMIYOR

 

 

  Son yıllarda toplumumuzda bir duyarsızlık elbisesi modasının hızla yayıldığını düşünürsek,yazımın başlığının anlam ve önemi iyice anlaşılır.Maalesef içinde yaşadığımız toplum,içine bir virüs gibi giren bu türden salgınları ya farkedememekte,ya da farketse bile oldukça geç kalmaktadır.Beni en çok kaygılandıran da,televizyonda ya da basılı yayın organlarında duyarsızlık üzerine onlarca örnek izlenmesine karşın,her izleyenin kendisi-nin de bu elbise içinde olduğunu görememesidir.İzleyenler,bu elbiseyi giyerek sokağa çıkmış  insanları izlerken,kendi gardroplarında da giyilmeye hazır aynı elbiseden en az bir takımı ol-duklarını bilmiyorlar mı?Bana “Konuyu fazla abartıyorsun,birkaç örnek bu toplumun tamamı-na mal edilemez,hadi canım sen de” cümleleri ile bir bombardıman halinde bir karşı fikir taar-ruzunda bulunacak olanlar,bu taarruzda önce şu soruyu kendilerine sormalılar.“Gerçekten gar-drobumda böyle bir elbise var mı?”

   Elbisenin kumaşı,modeli,kesimi,rengi ne olursa olsun,aslolan elbise-nin var olmasıdır.Diyelim ki elbiseyi gördük ve varlığını da kabul ettik.Başlarız gerçekle ilgi-si olmayan bir sürü mazerete.“Bu elbiseyi aldığımın farkında bile değilim.” “ Başka bir şey almak için gittiğim mağazada ucuzluktan aldım.” “ “Bana ne” yayıncılığın promosyonu olarak verdiler.” Belki de gerçekten bu elbiseyi aldığınızın farkında değilsinizdir.Ama artık bu elbiseyi gördünüz.Şimdi büyük bir duyarlılık gösterecek,bu elbiseden kurtulacaksınız.Ama sakın çöpe atmayın.Bu ülkede çöpten giyinenler de var.Tavan arasına da atmayın.Torunlarını-za miras kalmasın.Toz bezi,yastık kılıfı gibi şeyler de yapmayın.Hala duyu organlarınıza hitap etmesin.Siz iyisimi bu elbiseyi yakın.O elbiseler başkalarının yüreklerini yakmadan.

 

 VARLIĞINIZDA YOKLUĞUNUZU DEĞİL,

 YOKLUĞUNUZDA VARLIĞINIZI ARASINLAR

 

  Başlığı ilk defa okuduğunuzda size bir fizik formülü ya da felsefe kuramı gibi gelebilir.Ama eminim üçüncü okumanızda bu sözün basit ama .............bir söz olduğunu anlı-yacaksınız.(Noktalı yere kendinize göre en uygun sözcüğü koyabilirsiniz.)Hepimiz genel olan hayatımızı,genelin bir parçası olarak,genelin içinde yaşıyoruz.Tabi bir de özel hayatımız var. Genel olan hayatımızda iş arkadaşlarımızın,komşularımızın,mahalle bakkalının,kasabının vs. yani çok sık karşılaştıklarımızdan her hangi biri,sizden bahsederken “Bugün gelmeyecekmiş ama,son anda planlarında bir değişiklik olmuş.Kim yaptı ulan o değişikliği?”,“Altın günü-müzde görmek istemediğimiz tek insan olduğunu ne zaman anlayacak acaba?” ya da “Her ne kadar bol alışveriş yapsa da hani şu sirke satan yüzü yokmu,şu yüzü!” türünden cümleler sarf ettiklerini bir düşünün,bir de “Ali bey yok ya,bugün zaman hiç geçmez valla”,“Konuk listesi-nin başına Canan Hanım’ı yazın!” ya da “Bu kadına hiç et vermiyeyim ama,şu geçerken gülümseyerek verdiği selamı sabahı sakın ola ki kesmesin!” şeklinde söylediklerini.İki gruba giren sözlerden hangi grubu tercih edeceğinize siz karar vereceksiniz.

 Bir de özel hayatımızdaki kişilerin örneğin eşimizin “Ya dışarda hava çok mu kötü ki,bugün memurlara kar tatili vermişler.Çek artık akşama kadar,mendeburun ağız koku-sunu.” çocuklarımızın “Bizdeki de şans mı be.Şöyle evde rahat bir kar tatili yapacaktık.Aynı tatili annemlere de vermişler.” diye düşündüklerini hatta yüzümüze karşı söylediklerini.Hal-buki “Bu kar tatilini verenlerin anası atası nurda yatsın.Allah ne muratları varsa versin” türün-den coşkulu sözlerini duysak.

  Hadi bugüne kadar yokluğunda varlığı arananlardan olamadıysak,hemen bu andan itibaren onlardan biri olmanın gayretini gösterelim.

 

AŞIRILIKLAR YAŞAMIMIZIN EN DEĞERLİ ANLARINI BİZDEN AŞIRIRLAR.

 

 

   Aşırı konuşmak,aşırı yemek,aşırı gülmek,aşırı ağlamak hatta aşırı sevmek normal ile aşırı yapılan arasındaki artı zamanın kaybından başka hiçbir şey değildir.Sizce bu acımasız ya da mantıksız bir saptama mı?Peki ya aşırı susmak,aşırı diyet,aşırı sevgisizlik? Tabi aşırılıklar olumsuz alanlarda oldumu,sesimiz çıkmaz.Ama olumlu alanlardaki aşırılıklara göz yummak gerek öyle mi?Haklı olduğunuz konularda bile aşırı savunma yaparsanız,asıl meseleden uzaklaşma riskini oluşturursunuz.Aşırı sevmek,korkunç bir kıskançlığı ya da para-noyaklığı yaratabilir.

  Aşırılıklar hayatımızın günlük parçalarından biri olmaya başladığı zaman, müthiş bir abartı hastalığına yakalanma olasılığı da yüksektir.Gözlerimiz dedektif mercekleri-ne,kulaklarımız yarasa kulaklarına dönüşür.Gördüklerimizi ve duyduklarımızı anlatırken “Pi-reyi deve yapmak” deyimini kanıtlayan bir insan olur çıkarız.İşin daha vahim yanı,bu özelli-ğimizi keşfeden insanlara gerçekten büyük bir sorunumuzu anlatmaya kalksak,o insanlara o sorunun büyüklüğünü asla inandıramayız.

  Anlatmak istediğimi anlattığımı sanıyorum.Bu konuyu aşırı olarak ele alıp da değerli zamanınızı aşırmış olmayayım.

  

 SUÇLAR  DENİZİ

 

    Siyaset dünyasına bakıyoruz,çalkantılar,çalkantılar.......Spor dünyasına bakı-yoruz,çalkantılar,çalkantılar.............Sanat dünyasına bakıyoruz,çalkantılar,çalkantılar............ Bürokrat dünyasına bakıyoruz,yine çalkantılar,çalkantılar........Diğerleri kadar kuvvetli olmasa da hafif dalga çalkantıları da TSK’da.Benim memurum,işçim,köylüm,emeklim de bu çalkantı-lı denizde ufacık sandallarıyla yol almaya,doğru rotayı bulmaya çalışıyorlar.Ama ortalık öyle sis duman ki,değil rotayı bulmak,büyük gemilerle burun buruna olduklarını bile göremiyorlar. İşte o çalkantılar dar gelirli tekneleri de batırırcasına sallayınca,suçlar denizindeki egemen köpek balıklarına yem mi olalım,yoksa bu suçlar denizinde bir bardak da bizim suçumuz ol-sun diye denize mi işeyelim türünden yaklaşımlarla birden kendilerini suçlar denizinin azgın dalgaları arasında buluyorlar.

   Peki bu dar gelirlinin sandalını batıran dalgalar,okyanusların tanrı vergisi tsu-namilerinin gerçekleşmesi sonucunda mı,yoksa kendilerini tanrı kadar güçlü gören  suçlar denizi egemen güçlerinin dalga yapma makinelerinin son hızla çalışmasının sonucunda mı oluşuyor? İkinci olasılık kaç tsunami gücünde bir bilseniz.Yüzbinleri değil,on milyonları etki-liyor.

   Eskiden  suçlar denizi ile yasaları koruma denizi arasında çok incecik bir boğaz vardı.“Çarşaf gibi deniz” tanımlamasının en iyi görüntüsünü veren yasaları koruma de-nizinden suçlar denizine geçenler de bu yüzden çok azdı.Ama şimdi görünen,o boğazın iki ya-kası arasındaki mesafenin bayağı genişlediğidir.Suçlar denizine geçen geçene.Suçlar denizin-de iki tane “Define adası” var.Biri gerçek,diğeri bir seraptan  ibaret.Serap olanın yanına vardı-ğınızda bu adanın bir cezaevi adası olduğunu görüyorsunuz.Gerçek olana küçük sandallılar asla gidemez.Çünkü suçlar denizinin dalgalarına asla dayanamaz o sandallar.O dalgalara an-cak egemen güçlerin gemileri dayanır.

  Hadi benim hala temiz kalmayı başarabilmiş siyasetçim,sanatçım,sporcum, bürokratım,hem o küçük sandalları o boğazdan geçirmemek,hem de kendi yatlarınızı,kotrala-rınızı,sizi bile yutacak kadar güçlü dalgaları olan o denizden korumak için,sonsuza kadar ya-saları koruma denizinde kalabilmek için,o boğaza aşılmaz bir zincir çekelim.Merak etmeyin günümüzde kimse Fatih gibi gemileri karadan yürütmeye kalkmaz.Çünkü suçlar denizini fet-hetmekle İstanbul’u fethetmek aynı şey değil.Gerçi Fatih de,bugün İstanbul’un suçlar denizin-de boğulmakta olduğunu görseydi,onu fetheder miydi?Ayrı bir soru.........

 

SIKICI BİR YAZI

 

   Genel olarak günlük yazı yazanlar çok az uyurlar.Çünkü onların olayları gündüz gözlemlemek,gece de beyaz sayfalara nakşetmek gibi zaman sermayeli görevleri vardır.O çok az olan uykuya dalarken de yarın hangi yazıyı yazacağım gibi endişelere kapıl-mazlar.Aman,iyi ki de kapılmazlar.Yoksa nasıl dayanırlar onca uykusuz gecelere?Peki neden kapılmazlar?Çünkü bizim ülkemizde her gün onlarca yazı konusu daima vardır.Konu sıkıntı-sı çekiyorum diyen bal gibi yalan söyler.“Peki bize ne bundan?” sorusunu sormaya hazılanan-lar,lütfen yazımı sonuna kadar okuma sabrını gösterin.İşte o konu sıkıntısı çekmemek hepimi-zin sıkıntısı olmalı.Yazarlarımız genellikle-çok nadir de olsa olumlu gelişmeleri yazsalar da- olumsuzlukları yazarlar.Bir ülkenin yazarları her gün hiçbir konu sıkıntısı çekmeden yazıyor-larsa,bu hepimizin umursama dinamiklerini harekete geçirmelidir.Her konuda kendimizi gö-rebilmek,olumsuzluklara az ya da çok katkıda bulunduğumuzu farkedebilmek bu dinamikleri harekete geçirmenin ilk startı olmalıdır.Benim bu yazımdan sıkılanlar,artık okumayı bırakın. Ama sıkıcı yazılar okumayı değil,martaval okumayı bırakın.Konu sıkıntısı çekeceğimiz gün-lere ulaşmak dileğiyle hoşça kalın.                     

 

Nazmi DOĞAN

Emekli Öğretmen

Yapimci
     



Kullanıcı:
Parola :

 


Üye Olmak için Tıklayın
 
Şifremi Unuttum

Köşe Yazarlarımız

Kara Tahta

Tekin ÖZDEMİR

-BAKINIZ YILLARIN KOMPEDANI NE DİYOR!!!

Biraz Mizah

Fevzi ÖZDEMİR

-Arslanköy'de Uçak Kazası

diYORUM

Gülperi FATİH

-İrticanın Dibi Yoktur....*

Cevapsız Kalan Sualler

M.Ayhan ŞAFAK

-YAŞAM NEDİR ?


  Ziyaretçi : 604905
  Toplam Üye : New Page 1
  Ziyaretçi Notu:1698
  Yayın T.:09.12.2003
  Resim Sayisi:92
  Link Sayısı :5


 

Flash/ASP Instant Messenger


Open Messenger
 

 

Arslanköy Kültür ve Tanıtım Sitesi

Yamaç Paraşütçülüğü

Yamaç Paraşütçülüğü


Arslanköy Kültür ve Tanıtım Sitesi
Yer :
Kelime :