|
Eskiyle yenin birarada yasanabil
BU ELBİSE
BİZE YAKIŞMIYOR
Son yıllarda toplumumuzda bir
duyarsızlık elbisesi modasının hızla yayıldığını düşünürsek,yazımın başlığının
anlam ve önemi iyice anlaşılır.Maalesef içinde yaşadığımız toplum,içine bir
virüs gibi giren bu türden salgınları ya farkedememekte,ya da farketse bile
oldukça geç kalmaktadır.Beni en çok kaygılandıran da,televizyonda ya da basılı
yayın organlarında duyarsızlık üzerine onlarca örnek izlenmesine karşın,her
izleyenin kendisi-nin de bu elbise içinde olduğunu görememesidir.İzleyenler,bu
elbiseyi giyerek sokağa çıkmış insanları izlerken,kendi gardroplarında da
giyilmeye hazır aynı elbiseden en az bir takımı ol-duklarını bilmiyorlar mı?Bana
“Konuyu fazla abartıyorsun,birkaç örnek bu toplumun tamamı-na mal edilemez,hadi
canım sen de” cümleleri ile bir bombardıman halinde bir karşı fikir taar-ruzunda
bulunacak olanlar,bu taarruzda önce şu soruyu kendilerine sormalılar.“Gerçekten
gar-drobumda böyle bir elbise var mı?”
Elbisenin kumaşı,modeli,kesimi,rengi ne
olursa olsun,aslolan elbise-nin var olmasıdır.Diyelim ki elbiseyi gördük ve
varlığını da kabul ettik.Başlarız gerçekle ilgi-si olmayan bir sürü mazerete.“Bu
elbiseyi aldığımın farkında bile değilim.” “ Başka bir şey almak için gittiğim
mağazada ucuzluktan aldım.” “ “Bana ne” yayıncılığın promosyonu olarak
verdiler.” Belki de gerçekten bu elbiseyi aldığınızın farkında değilsinizdir.Ama
artık bu elbiseyi gördünüz.Şimdi büyük bir duyarlılık gösterecek,bu elbiseden
kurtulacaksınız.Ama sakın çöpe atmayın.Bu ülkede çöpten giyinenler de var.Tavan
arasına da atmayın.Torunlarını-za miras kalmasın.Toz bezi,yastık kılıfı gibi
şeyler de yapmayın.Hala duyu organlarınıza hitap etmesin.Siz iyisimi bu elbiseyi
yakın.O elbiseler başkalarının yüreklerini yakmadan.
VARLIĞINIZDA YOKLUĞUNUZU DEĞİL,
YOKLUĞUNUZDA VARLIĞINIZI ARASINLAR
Başlığı ilk defa okuduğunuzda size
bir fizik formülü ya da felsefe kuramı gibi gelebilir.Ama eminim üçüncü
okumanızda bu sözün basit ama .............bir söz olduğunu anlı-yacaksınız.(Noktalı
yere kendinize göre en uygun sözcüğü koyabilirsiniz.)Hepimiz genel olan
hayatımızı,genelin bir parçası olarak,genelin içinde yaşıyoruz.Tabi bir de özel
hayatımız var. Genel olan hayatımızda iş arkadaşlarımızın,komşularımızın,mahalle
bakkalının,kasabının vs. yani çok sık karşılaştıklarımızdan her hangi
biri,sizden bahsederken “Bugün gelmeyecekmiş ama,son anda planlarında bir
değişiklik olmuş.Kim yaptı ulan o değişikliği?”,“Altın günü-müzde görmek
istemediğimiz tek insan olduğunu ne zaman anlayacak acaba?” ya da “Her ne kadar
bol alışveriş yapsa da hani şu sirke satan yüzü yokmu,şu yüzü!” türünden
cümleler sarf ettiklerini bir düşünün,bir de “Ali bey yok ya,bugün zaman hiç
geçmez valla”,“Konuk listesi-nin başına Canan Hanım’ı yazın!” ya da “Bu kadına
hiç et vermiyeyim ama,şu geçerken gülümseyerek verdiği selamı sabahı sakın ola
ki kesmesin!” şeklinde söylediklerini.İki gruba giren sözlerden hangi grubu
tercih edeceğinize siz karar vereceksiniz.
Bir de özel hayatımızdaki kişilerin
örneğin eşimizin “Ya dışarda hava çok mu kötü ki,bugün memurlara kar tatili
vermişler.Çek artık akşama kadar,mendeburun ağız koku-sunu.” çocuklarımızın
“Bizdeki de şans mı be.Şöyle evde rahat bir kar tatili yapacaktık.Aynı tatili
annemlere de vermişler.” diye düşündüklerini hatta yüzümüze karşı
söylediklerini.Hal-buki “Bu kar tatilini verenlerin anası atası nurda
yatsın.Allah ne muratları varsa versin” türün-den coşkulu sözlerini duysak.
Hadi bugüne kadar yokluğunda varlığı
arananlardan olamadıysak,hemen bu andan itibaren onlardan biri olmanın gayretini
gösterelim.
AŞIRILIKLAR YAŞAMIMIZIN EN DEĞERLİ
ANLARINI BİZDEN AŞIRIRLAR.
Aşırı konuşmak,aşırı yemek,aşırı
gülmek,aşırı ağlamak hatta aşırı sevmek normal ile aşırı yapılan arasındaki artı
zamanın kaybından başka hiçbir şey değildir.Sizce bu acımasız ya da mantıksız
bir saptama mı?Peki ya aşırı susmak,aşırı diyet,aşırı sevgisizlik? Tabi
aşırılıklar olumsuz alanlarda oldumu,sesimiz çıkmaz.Ama olumlu alanlardaki
aşırılıklara göz yummak gerek öyle mi?Haklı olduğunuz konularda bile aşırı
savunma yaparsanız,asıl meseleden uzaklaşma riskini oluşturursunuz.Aşırı
sevmek,korkunç bir kıskançlığı ya da para-noyaklığı yaratabilir.
Aşırılıklar hayatımızın günlük
parçalarından biri olmaya başladığı zaman, müthiş bir abartı hastalığına
yakalanma olasılığı da yüksektir.Gözlerimiz dedektif mercekleri-ne,kulaklarımız
yarasa kulaklarına dönüşür.Gördüklerimizi ve duyduklarımızı anlatırken “Pi-reyi
deve yapmak” deyimini kanıtlayan bir insan olur çıkarız.İşin daha vahim yanı,bu
özelli-ğimizi keşfeden insanlara gerçekten büyük bir sorunumuzu anlatmaya
kalksak,o insanlara o sorunun büyüklüğünü asla inandıramayız.
Anlatmak istediğimi anlattığımı
sanıyorum.Bu konuyu aşırı olarak ele alıp da değerli zamanınızı aşırmış
olmayayım.
SUÇLAR DENİZİ
Siyaset dünyasına
bakıyoruz,çalkantılar,çalkantılar.......Spor dünyasına bakı-yoruz,çalkantılar,çalkantılar.............Sanat
dünyasına bakıyoruz,çalkantılar,çalkantılar............ Bürokrat dünyasına
bakıyoruz,yine çalkantılar,çalkantılar........Diğerleri kadar kuvvetli olmasa da
hafif dalga çalkantıları da TSK’da.Benim memurum,işçim,köylüm,emeklim de bu
çalkantı-lı denizde ufacık sandallarıyla yol almaya,doğru rotayı bulmaya
çalışıyorlar.Ama ortalık öyle sis duman ki,değil rotayı bulmak,büyük gemilerle
burun buruna olduklarını bile göremiyorlar. İşte o çalkantılar dar gelirli
tekneleri de batırırcasına sallayınca,suçlar denizindeki egemen köpek
balıklarına yem mi olalım,yoksa bu suçlar denizinde bir bardak da bizim suçumuz
ol-sun diye denize mi işeyelim türünden yaklaşımlarla birden kendilerini suçlar
denizinin azgın dalgaları arasında buluyorlar.
Peki bu dar gelirlinin sandalını
batıran dalgalar,okyanusların tanrı vergisi tsu-namilerinin gerçekleşmesi
sonucunda mı,yoksa kendilerini tanrı kadar güçlü gören suçlar denizi egemen
güçlerinin dalga yapma makinelerinin son hızla çalışmasının sonucunda mı
oluşuyor? İkinci olasılık kaç tsunami gücünde bir bilseniz.Yüzbinleri değil,on
milyonları etki-liyor.
Eskiden suçlar denizi ile yasaları
koruma denizi arasında çok incecik bir boğaz vardı.“Çarşaf gibi deniz”
tanımlamasının en iyi görüntüsünü veren yasaları koruma de-nizinden suçlar
denizine geçenler de bu yüzden çok azdı.Ama şimdi görünen,o boğazın iki ya-kası
arasındaki mesafenin bayağı genişlediğidir.Suçlar denizine geçen geçene.Suçlar
denizin-de iki tane “Define adası” var.Biri gerçek,diğeri bir seraptan
ibaret.Serap olanın yanına vardı-ğınızda bu adanın bir cezaevi adası olduğunu
görüyorsunuz.Gerçek olana küçük sandallılar asla gidemez.Çünkü suçlar denizinin
dalgalarına asla dayanamaz o sandallar.O dalgalara an-cak egemen güçlerin
gemileri dayanır.
Hadi benim hala temiz kalmayı
başarabilmiş siyasetçim,sanatçım,sporcum, bürokratım,hem o küçük sandalları o
boğazdan geçirmemek,hem de kendi yatlarınızı,kotrala-rınızı,sizi bile yutacak
kadar güçlü dalgaları olan o denizden korumak için,sonsuza kadar ya-saları
koruma denizinde kalabilmek için,o boğaza aşılmaz bir zincir çekelim.Merak
etmeyin günümüzde kimse Fatih gibi gemileri karadan yürütmeye kalkmaz.Çünkü
suçlar denizini fet-hetmekle İstanbul’u fethetmek aynı şey değil.Gerçi Fatih
de,bugün İstanbul’un suçlar denizin-de boğulmakta olduğunu görseydi,onu fetheder
miydi?Ayrı bir soru.........
SIKICI BİR YAZI
Genel olarak günlük yazı
yazanlar çok az uyurlar.Çünkü onların olayları gündüz gözlemlemek,gece de beyaz
sayfalara nakşetmek gibi zaman sermayeli görevleri vardır.O çok az olan uykuya
dalarken de yarın hangi yazıyı yazacağım gibi endişelere kapıl-mazlar.Aman,iyi
ki de kapılmazlar.Yoksa nasıl dayanırlar onca uykusuz gecelere?Peki neden
kapılmazlar?Çünkü bizim ülkemizde her gün onlarca yazı konusu daima vardır.Konu
sıkıntı-sı çekiyorum diyen bal gibi yalan söyler.“Peki bize ne bundan?” sorusunu
sormaya hazılanan-lar,lütfen yazımı sonuna kadar okuma sabrını gösterin.İşte o
konu sıkıntısı çekmemek hepimi-zin sıkıntısı olmalı.Yazarlarımız genellikle-çok
nadir de olsa olumlu gelişmeleri yazsalar da- olumsuzlukları yazarlar.Bir
ülkenin yazarları her gün hiçbir konu sıkıntısı çekmeden yazıyor-larsa,bu
hepimizin umursama dinamiklerini harekete geçirmelidir.Her konuda kendimizi gö-rebilmek,olumsuzluklara
az ya da çok katkıda bulunduğumuzu farkedebilmek bu dinamikleri harekete
geçirmenin ilk startı olmalıdır.Benim bu yazımdan sıkılanlar,artık okumayı
bırakın. Ama sıkıcı yazılar okumayı değil,martaval okumayı bırakın.Konu
sıkıntısı çekeceğimiz gün-lere ulaşmak dileğiyle hoşça kalın.
Nazmi DOĞAN
Emekli Öğretmen
|