|
Eskiyle yenin birarada yasanabil
MAKBULE
ABALI 'ARSLANKÖY GENÇLERİ'
Çocuk olmak ya da kadın olmak zordur bizim
ülkemizde, ama genç olmak daha da zordur. Zaten genç olmak, dünyanın hiç bir
yerinde kolay değildir. Zor yıllardır gençlik yılları; varlığını, kimliğini
kanıtlamak için kuşak çatışmalarının yaşandığı dönemdir, nankör çağdır.
Ülkemizde hele bir kent merkezinde değil de dağlık yörede çocuk ya da genç olmak
yaşamanın, kendini gerçekleştirmenin bedelleri daha da ağırdır. Yaşama
direnmezseniz, zorluklarla kıyasıya mücadele etmezseniz kar fırtınasına
yakalanmış gibi gelişigüzel savrulabilirsiniz.
Aslanköy’de genç olmak, yurdun bir başka yöresinde genç olmaktan
farklıdır. Zorlu iklim koşulları mıdır yayla insanını daha dayanıklı kılan veya
bulunduğu ortamdan dışa açılma ihtiyacı mıdır mücadele gücünü arttıran,
bilinmez. Küçük yaşta iş yapmaya alışkındır, beceriklidir Aslanköy genci,
zekidir, çalışkandır. Çizginin dışına çıkmak, kendisinden sonra geleceklere iyi
örnek olmak zorundadır. Tıpkı kendisinden öncekiler gibi...
Bir şey başarmak bir sorumluluktur, hatta bir zorunluluktur onun
için.
Bilmeyenler, gidip de görmeyenler için Aslanköy ne ifade eder acaba?
Bin beş yüz metre yükseklikte bir yayla mı, Mersin’e uzak ulaşılması güç bir
belde mi, bazılarının deyişiyle demokrasinin temellerinin atıldığı yer mi, yoksa
elmasıyla, suyuyla tanınmış bir yer mi?
Aslanköy’ü, Aslanköylüleri tanıdıktan sonra benimsememek elde değil.
Yirmi dört yıldır bir Aslanköylü eşi olarak benim de nüfus cüzdanımda Aslanköy
yazıyor. Şimdi genç bir kız olan kızım çok önceleri sorardı: “Aslanköy’de
aslanlar mı yaşar anne ?”, “ Aslanlar değil ama aslan yürekli insanlar yaşar.”
derdim. Çocuklar için soyut bir cevaptı bu, ama ardından “Aslan yürekli insanlar
nasıl insanlardır?” diye sorusu gelince açıklamak kolaylaşırdı.
Yıllardır eğitim olduysa uğraşınız, Aslanköy’de önce çocuk, sonra
genç ve sonra da adam olmanın ne anlamlar taşıdığını gözlüyorsunuz,
seziyorsunuz, gördüklerinize dinlediklerinizi katıyor, anlamlandırıyorsunuz..
Aslanköy’de yaşamayanlar bilemezler kışın nasıl da sert, acımasız
olduğunu. Yoğun yağan kar, damların üstünü, evlerin önünü kapattığında kürekle
atmak gerekir bıkmadan usanmadan. Okul bazen çok yakın, bazen de çok uzaktır.
Yaşınız elverdiğince uçar adımlarla ulaşırsınız, yol kısalır ya da karda bata
çıka gitmeye çalışırsınız yol bitmez. Rüzgar acımasızdır, yüzünüzü acıtır,
elleriniz çatlatır ayaz. Yağmur durmadan yağabilir, çamur birikintileri oluşur
yollarda. Oysa yazın nasıl da toz kalkar o yollardan.
Çocuk ya da genç olmak, aynı zamanda yardımcı olmaktır aileye. Yazın
hayvanlar vardır otlatılacak. “Mal canın yongasıdır, mal kıymetlidir.” Genç
olmanın öncesinde, okul öncesi çağlarda çocuklar görürsünüz hayvanların önünde
ya da ardında. Çocukluk çağında elindeki sopadır oyuncakları.
İlk gençlik çağında delikanlılar ormanda odun toplayacaktır kış
için. Genç kızlarsa çulfalık dokuyacaklardır analarıyla birlikte.
Hiçbir köyde onca zeki insanı bir arada göremezsiniz herhalde.
“Köyün delisi” var mıdır hiç duymadım. Genlerle aktarılan bir özellik midir
akıllı olmaları? Onca akraba evliliğine rağmen nice sağlıklı bebeler gelir
dünyaya her yıl. Çocuk ölümlerinin binde otuz altı olduğu ülkemizde sağ kalmayı
başarırlar.
Aslanköy çocukları, gençleri o yoksullukta dahi akıllı analarının
yaptığı sağlıklı yemeklerle beslenmişlerdir. Bugün de genç kızlar, dengeli
beslenme kurallarına uygun bu yemekleri öğrenip yaparlar. Hormonlu ürünlerin,
katkılı gıdaların giderek çoğaldığı dünyamızda mis kokulu tereyağı, katkısız
bal, dumanı tüten nefis mayalı bazlama ile Aslanköy’de bir dost evinde yapılmış
sabah kahvaltısındaki lezzeti başka hiç bir sofrada bulamazsınız.
Geçmişten bugüne ne çok öykü dinlenir aile içinde: Eşinizin gençliği
sizi yıllar öncesine götürür. Çocuklarınız için bir masal gibi gelir
anlatılanlar. Oysa gerçek yaşam öyküleridir her biri. İçindeki mücadelenin
çabanın, emeğin olduğu uzun öykülerdir bunlar.
Sizde yıllar öncesinde binlerce genç arasından yatılı köy
enstitüsünü kazanıp okuman, adam olmak uğruna, şimdiki atmış kilometrelik yolu o
zamanlar yürüyerek iki günde kateden çocukların ya da gençlerini öykülerini
dinlediniz mi?
Okulunda binlerce genç arasında birinci olup, ayakkabısının altı
delik olduğu için bir kaç dakikalığına arkadaşının ayakkabısını giyip ödülünü
alanları duydunuz mu?
Kıtlıkta, yokluk günlerinde mısır koçanından yapılan ekmekle karın
doyurarak mücadele verenleri ya da bir tahta bavula yük gemilerinde güvertede
güneşten, sıcaktan içi bayılarak okumak uğruna Mersin’den Antalya’ya, Aksu’ya
uzun zorlu bir yolculuk yaparak azimle güçlüklerin üstesinden gelenleri
tanıdınız mı?
Çok eski yıllarda küçük bir köy okulunda öğretmenden yeterince
yararlanamayınca birleşip geceleri okulda başka bir öğretmenle çalışmayı
deneyen, böylece hekim, müfettiş öğretmen olan gençleri dinlediniz mi?
Tübitak araştırmalarının yapılmadığı, yarışmaların düzenlenmediği
yıllarda kentten uzak bir dağ köyünde uçak denemeleri yapan gençlerin öykülerini
anlattılar mı? Yoksulluk içinde yaşam savaşı veren, eşek üstünde bahçeye
giderken dahi kitap okuyabilen, gerektiğinde simit satan, kundura boyayan, bir
hırka bir pantolon ile öğretim yılını geçiren, gerçekten takdirname almaya layık
onurlu, çalışkan gençleri kutlayabildiniz mi?
Yüz binlerce gencin girdiği üniversite sınavlarında Türkiye
derecesi yapabilen gençler de çıkmıştır Aslanköy’den. İçinden çıkan gençlerin
kimisi okuluna müdür, öğretmen olmuş, kimisi sağlık ocağına doktor ya da
hemşire.
Aslanköy’den kente uzak bir dağ köyünden bir avuç genç... sonra
Türkiye’nin her yöresinde, her meslekten nice insan... Profesör, doçent, doktor,
mühendis, hakim, öğretmen, asker, ebe, hemşire, polis, sanayici, işadamı...
işini iyi yapan kafası iyi çalışan yüzlerce Aslanköylü.
Sadece bir alanda biri iki örnek dışında pek temsil edilmemiş
Aslanköy. Doğa koşullarıyla mücadele etmişler, amansız fırtınalara direnmişler,
hatta “çınaraltında” memleket meselelerini çok tartışmışlar ama siyaset
arenasında ilkeli, tutarlı politika yapmaya aday gençler yetiştirememiş
Aslanköylüler. Bunun da bir açıklaması var elbet.
Nedir Aslanköylü olmanın sırrı? Ortalama ömrün altmış beş olduğu bir
ülkede akıl ve ruh sağlığı erinde olarak seksenleri aşabilmek... Havasından ya
da suyundan mıdır? Kalıtsal mıdır? Alternatif tıbba kaynak teşkil edecek
bitkisel yöntemleri mi? Aslanköy dağlarından toplanmış mis gibi kekik çayını
içmek mi? Golden, starking elmalarıyla beslenmek mi? Dağlardaki otlarla beslenen
keçilerin etinden kavurma yemek mi?
Nedir Aslanköylü olmanın sırrı?
Söyleşileri, fıkraları zekice buluşları, iletişimleriyle “duygusal
zeka” düzeyleri de oldukça yüksek bu insanlar, sosyolojik bir araştırmanın
konusu olabilirler.
Okuyup ta köyünden ayrılıp meslek sahibi olanlar, onların çocukları,
torunları yani yeni kuşak Aslanköylü gençler “sonradan olan Aslanköyler’dir. Ama
onların da nüfus cüzdanlarında Aslanköy yazar. Bildiğim kadarıyla Aslanköylü
olmak onlar için de gurur vesilesidir, onur kaynağıdır. Babalar, oğullarına,
oğullar da torunlarına ısrarla sorarlar: “Nerelisin?” bekledikleri cevap
“Aslanköylüyüm’dür. Aslanköylü olmak bir ayrıcalıktır.
Yılların birikimiyle, değerlerin değişimi ve gelişimiyle oğullar
babalarını, kızlar annelerini geçecektir elbet. Her kuşak bri öncekinden daha
çağdaş, daha bilinçli, daha farklı olmak zorundadır. Babalarının abasının yerini
kabanı almıştır artık. Pençeli postallar, markalı ayakkabılara dönüşmüş
olabilir. Ya da çarıklar iskarpin, şalvarlar kot olmuştur. “Değişim” iskarpin,
şalvar kot olmuştur. “ Değişim” kaçınılmazdır elbet.
Ama eski gençler eski alışkanlıklarını ararlar halâ. Aslanköy’deki
analarının el çabukluğuyla yaptığı mayalı bazlama süpermarketlerde isim
değiştirip lavaş olmuştur. Övceldeki pazı yaprağı bile ıspanakla yer
değiştirmiştir.
Aslanköylü bir genç olmak ayrı, nüfus cüzdanında Aslanköy yazmak
ayrı, halen orada yaşayan bir genç olmak başkadır elbette. “Okullu” olmayanlar
da işlerini iyi yapıyor bildiğimiz kadarıyla... Örneğin; bazı ziraat
mühendisleri daha ustaca aşı yapıp fidan dikiyor, ürün alıyorlar. Arıcılıkla
uğraşanlar yaşamı akıllarıyla bal eylemişler. Olumsuzlar hiç mi yok. Var
elbette. Yoksullukla baş etmek kolay değil. Bahçeyle uğraşanlar acımasız doğa
koşullarına direniyorlar halâ. Yedigöz gibi bir dünyanın içinde su sıkıntısı
bile çekebiliyor zaman zaman.
Her yörenin kendine özgü özellikleri vardır elbette. İklim ve doğa
koşulları insan psikolojisini de etkiler kuşkusuz. Güneyin insanı kendine has
özellikleri taşır. Ya güneyde olup da bir dağ köyünde, beldesinde olmak... Ya da
“aşağı cayır cayır yanarken, bin beş yüz metrede “ yukarıda” serin serin
yaşamak farklıdır elbette.
İnsanın kendi geliştirme isteğine maddi durum engeldir bazen. Hedefe
ulaşmak, amaçlarını gerçekleştirmek imkansız gibi görünür. Çabayı destekleyecek
maddi manevi güce ihtiyaç vardır. Doğru yerde doğru zamanda doğru insanlarla
karşılaşmanın adı şanstır zaten. Öyle bir zamanda paylaşma, dayanışma güç katar
insana.
Aslanköy’de genç olmanın bir sorumluluğu vardı: önce çocuk
olabilirler çocukluklarını yaşamadan; sonra yetişkin olabilirler belki rahata
erişmeden; ama her şeyden önce adam olmak, insan olmak zorundadırlar.
Keşke şimdi yetişkin olan eski Aslanköylü gençlerden beyni, gönlü,
yüreği genç kalanlardan bir gönüllü ordusu oluşturulsa da yeni gençler de eki
gençlerin yolundan, izinden gidebilse. Kılavuzları çok belki ama yol gösteren,
ışık tutan birilerini arıyorlar.
Dağın ardında umut var. Bir ışık yakıp el uzatmaya, yoldaş olmaya
var mısınız?
Makbule ABALI
|